Haberler

Haberler->AL SIRTINA HARARI->Gel kararı kararı    [ Haber Ekle ]  
Gel kararı kararı

“Al sırtına hararı

Gel kararı kararı

Yemedin yemekleri

Kime ettin zararı´´



Özcan Temel hocamızdan nostalji rüzgarı.

Her salı, erken kurulur pazar, Görele’de. Köylerden gelen arabaların motor homurtuları, korna sesleri, sergi kuran satıcıların çekiç sesleri; koşuşmalar, bağrışmalar ... derken bir iki saat içinde tıklım tıklım dolar, çarşı. Meyveden sebzeye, iğneden ipliğe her şey satılır, tezgahlarda. Yoğurt külekleri, süt şişeleri, yayıktan yeni çıkmış tereyağı, köpük dondurma…

Meydanın üst köşesinde, birbirinden alımlı hararlar, şelekler, sepetler dizilir; yan yana. Hünerli elleriyle, onları, çubuk çubuk örerek biçimlendiren güler yüzlü satıcılar; el emeği, göz nuru ürünlerini satmak için dil dökerler gün boyu. Umdukları gibi gitmeyince satışlar, “Artık yapan da azaldı, bunları; alan da!” yakınmaları çıkıverir, dudaklarından. Güzeldir, gösterişlidir; hararlar, şelekler, sepetler… Yazda- kışta, her salı, pazarda alıcı bekler…


Yöresel dilde ‘ışkın’ ya da ‘sırık’ denilen genç, ham fındık ya da fındık dallarından ‘kertme’ ile çıkarılan ‘çıkıntı’lar ‘eşşek’ adı verilen tezgahta ‘fıçı bıçağı’ ile soyulduktan sonra elde, çıkıntı bıçağı ile işlenerek yumuşatılır, örülecek kıvama getirilir. Ortasından burkularak ikiye katlanan çıkıntılara ‘öz’ denir. İskeletini bu özler oluşturur; hararın, şeleğin, sepetin. Özler, tek sayıdan oluşurlar on dokuz, yirmi bir…. yirmi dokuz gibi. Sepet on dokuz öz üzerine kurulurken, şelek yirmi üç, yirmi beş; harar yirmi yedi, yirmi dokuz öz üzerinedir, genellikle. Özlerin arasından, içli dışlı geçirilen çıkıntılarla ağız kısmından başlanır; örülmeye. Gövdesine hafif şişkinlik verilerek estetik bir görünüm kazandırılan harar ve şelekler; alt kısmına, çoğunca, çatal yaykın dalına biçim verilerek yapılan iki tokanın (ayak, topuk) şimşir gavle ile iki yana takılması ve alt uzantılarının çıkıntı ile sarılmasıyla tamlanırlar. Sepetlere toka konulmaz.

Günümüzde, her ne kadar satıcısı- alıcısı azalsa da harar, şelek ve sepetler yöresel kültürün somut izleri; kırsal yaşımın vazgeçilmezleridir, hâlâ.

Daha köylerde araba yolu yokken büklerden, bayırlardan toplanan fındıklar; hararlarla harmana taşınırdı. Harar sırtta, yokuşlar çıkılırken nefesler düğümlenirdi. Şimdilerde, harmanlara değil, harar harar araba yollarına taşınıyor; eğilen, çekilen dallardan sepet sepet toplanan fındıklar.

Harmanda kurutulan talaş fındıklar, sabah erkenden yığın yapılıp çubukla dövülürdü. Harman almanın tatlı bir telaşı olurdu, her evde; daha, patoz denilen fındık soyma aletinin icat edilmediği yıllarda. Önce, sıyrılan talaşlar hararlarla taşınırdı; sonra, altta kalan çeçler. Talaşta kalanları çıkarmak için fındık ayıklama imeceleri kurulurdu.

Harar, bir taşıma aracı olmanın ötesinde, kırsalın zorluğunu, çilesini, acısını hatta sefâsını anlatan bir simgedir de...Şayet, sırtınıza almışsanız; o, size, alnınızdan damlayan, arkanızdan süzülen terleri hatırlatır; fındık parasını sayarken avucunuza düşen sıcaklığı, yüzünüzde beliren ışıltıyı…

Babayla harar, anneyle şelek, çocuklarla sepet arasında duygusal bağlantılar kurarım, kimi zaman. Hararı babayla, şeleği anneyle, sepeti çocuklarla özleştiririm. Harar ağırlığı, gücü, kuvveti çağrıştırır, bende; onu, daha çok babaya yakıştırırım. Belinde peştamalı, başında keşanıyla hafta günü, köyden çarşıya giden, analar gelir- geçer gözlerimin önünden; sırtındaki şelekte, tarlada yetiştirdikleri sebzeler; ellerinde yoğurt külekleri… Sepetleri küçük, sevimli, yaramazca çocuklar gibi düşlerim.

Bir de yarımlık vardır; şelekten büyük, harardan küçük. Dışı kabuklu çıkıntıdan yapılanına kara yarımlık, denilir. Elma, armut, üzüm, dut, darı… yarımlıklarla taşınır; bahçeden, tarladan eve. Sepetin de çeşitleri vardır. Kulpsuzlarına fındık sepeti denilir; kulplularına ‘gıdık’ ya da ‘el gıdığı’. İçine yumurta konulan dörtgen ya da yuvarlak görünümlü küçük, zarif sepetçiklerin de adı ‘gıdık’ tır.

Fındık sepetine göre daha dar, huni görünümlü kulplu gıdık; kocaman, iri gövdeli, dallı- budaklı kızılağaçlara sarılan tefeklerden üzüm toplamak için tasarlanmıştır. Altı sivri olduğu için toplanıp içine konulan üzümler dallara, tefeklere takılmadan, kolayca yere indirilir; kulpuna bağlanan urganın yardımıyla. Yarımlıklarla taşınır, eve. Taş şıranada ezilerek şırası çıkarılır, kara üzümlerin. Köz üstünde, bakır tavada kaynatılan şıra ağır ağır koyulaşır; nihayet, pekmez oluverir.

Bir zamanlar, geceleri isli lambalar aydınlatırken dar, inişli - çıkışlı patikalarda yürüyen ayaklar, hararla fındık çekerdi, harmana; şelekle, satılık götürürdü pazara, pazardan eksik (kumanya) getirirdi, eve. Her ne kadar ağırlığı ayaklarına, dizlerine, yüreklerine çökse de insanlar, asla vazgeçmemiş hatta dost olmuş, sırdaş olmuş, yoldaş olmuş ; hararla, şelekle.

Hem fındık toplamış, hem sevda üzerine atma türküler söylemiş; ırgatlar; günlerce. O bahçeden bu bahçeye, türkü yakma yarışları yapılmış; ardından çekilen ‘ihuhuuu’lar yankılanmış karşı yamaçlarda… Şenlendikçe şenlenmiş bahçeler; neşelenmiş, bükler, dereler; her fındık ayında…

Eğdim kart fındık dalı

Çile çekerim çile.

Tak beline sepeti

Döşürelim gel bile.

Tepe tepe doldurdum

Fındıkları harara

Güze düğün yapıcuk

Bile vardık karara..

Peştamalı yan bağlı

Almış sırtına şelek

Kara gözlü sevdiğim

İnsan değil bir melek…

Çileli tarla, bahçe işleri nedeniyle, zaman zaman küskünlükler, dargınlıklar olurmuş; karı-koca arasında. Yine bir sabah, aralarında geçen sert tartışma nedeniyle karısına küsen adamcağız, sırtınmış hararı; almış eline, girebisini, baltasını; tutmuş bahçenin yolunu. Kadın yüreği, bu. Küs bile olsa hiç dayanabilir mi can yoldaşının aç kalmasına; aç-arık çalışmasına? Üzülmüş. Eşinin sevdiği yemekleri yapmış, gönlünü almak için. Öğleye yakın, sırtlanmış şeleğini; bahçeye gitmiş. Kocasına seslenmiş: “Gel, senin sevdiğin yemeklerden yaptım. Sabah da bir şey yemedin. Gel, haydi, gel de ye.”. Adamcağız, oralı olmamış bile… Yeri geldiğinde gözünü budaktan esirgemeyen, sözünü sakınmayan kadın; aza koymuş almamış, çoğa koymuş dolmamış; yutkunmuş olmamış… Oracıkta, bir mani düzüvermiş, kocasına:

“Al sırtına hararı

Gel kararı kararı

Yemedin yemekleri

Kime ettin zararı.

Artık harar da şelek de sepet de sessizce elini ayağını çekiyor, yöremizden; harara çuval, şeleğe çanta, sepete naylon torba göz dikeli beri… Yalnızca harar, şelek, sepet değil terk ettiklerimiz; onlarla birlikte oluşan zengin kırsal kültürümüzü de terk ediyoruz, . Kurt vurmuş ağaçlar gibi gün gün kuruyor, soluyor; güzelim köy yaşamı; köy kültürü…

Artık tadı, tuzu kalmadı; bahçelerin, tarlaların, yolların…. Artık bu yüzden kapıları kilitli, suratları asık, pencereleri dargın yaşlı evlerin. Artık, adı anılır oldu, imecelerin… Artık yabancılaştık, atma türkülere; eski aşklara, aşıklara, sevgilere… Hani, Karacaoğlan, kaygısını dile getir ya : “Üç derdim var birbirinden seçilmez / Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”, dizelerinde. Benim de üç derdim var; yöresel kültürümüz adına yitip gitmelerinden kaygı duyduğum : Biri harar, biri şelek, biri sepet…

20.02.2010

Özcan TEMEL
Kaynak:www.gorele.gen.tr
Resimler:AkharmanKöyü



Gönderen reis, Cumartesi, 27 Şubat 2010 02:12, Yorumlar(1)
Yorumlar
Kayıtsız Üye
17 Haz 2010
HHSpXL <a href="http://xzhxhmzphids.com/">xzhxhmzphids</a>, [url=http://qszmkjevyren.com/]qszmkjevyren[/url], [link=http://pvjryozciwek.com/]pvjryozciwek[/link], http://wyyvvfojaauv.com/


MKPNews ©2004-2006 mkportal.it
 


MKPortal M1.1.1 ©2003-2006 mkportal.it
Bu safya 0.05995 saniyede 17 sorguyla oluşturuldu